metin's profilemetin's spacePhotosBlogListsMore Tools Help
September 07

umutların turan kadar büyük olsun

 
بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم.
 

İstiklâl Marşı

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır  rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

GENÇLİĞE HİTABE

         Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
        Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
         Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

                                                                                                  

  Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK
20 Ekim 1927


· Bombasırtı olayı (14 Mayıs 1915) çok önemli ve Dünya savaş tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir olaydır. Karşılıklı siperler arası 8 metre, yani ölüm kesin. Birinci siperdekilerin hepsi kurtulmamacasına düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerlerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğuk kanlılıkla biliyormusunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir cekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kur' an-ı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenlerse Kelime-i şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebriğe değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale savaşlarını kazandıran bu yüksek ruhtur.


  Türk aydınları için Batı'nın sığınması olmak bir ideal olarak benimsenmiştir. Milletimiz için bundan korkunç felaket düşünülemez... "ALPARSAN TÜRKEŞ"

BİZ! NAZLI BİR VATANI SEVDİK USANMADIK.NOBEL ÖDÜLLERİ UĞRUNA TÜRKLÜĞÜMÜZDEN UTANMADIK. MASALARDA OTURUP BİZ BU VATANI SATMADIK.25 YAŞINDA GEMİ ALMADIK NE ANA KUCAĞINDA NE DE ASKER OCAĞINDA YAN GELİP YATMADIK. BİNLERCE ÖLDÜK MİLYONLARCA DİRİLDİK… UĞRUNA YARDAN ANADAN GEÇTİK… BAYRAK AŞKINA, EZAN AŞKINA, KURAN AŞKINA PEYGAMBER AŞKINA ALLAH AŞKINA SAĞ OLAN BİZ DEĞİL VATAN OLSUN

BİR MİLLETİN ŞEREFİDİR,NAMUSUDUR.
____♥♥♥_____♥♥♥_____> TEK DİL
__♥_____♥_♥_____♥___ >TEK VATAN
__♥______♥______♥___ >TEK BAYRAK
___♥__TüRKiYE__♥____ >EZAN DİNMEZ
_____♥_______♥______ >BAYRAK İNMEZ
_______♥___♥________ >ŞEHİTLER ÖLMEZ
TÜRKLERE_♥_ÖZEL_____>VATAN BÖLÜNME 

Terörü lanetliyoruz

  Çocukken meltem rüzgarı ve Latin müziği eşliğinde, bir hamağın üzerinde ağızlıkla soğuk bir içecek içmeyi hayal ederdim. Fakat meltem rüzgarlarını hayal ederken; hayat bize devamlı fırtına gibi esti. Ben de bütün hayallerimi kasırgaya, fırtınaya göre ayarladım.

 

Barra042.gif

BİZLER TANRI DAĞINDA KÜRŞAT
ROMADA ATİLLA TÜRKİSTANDA AHMET YESEVİ
MALAZGİRTTE ALPARSLAN
İSTANBULDA FATİH SİNADA YAVUZ
ÇANAKKALEDE MEHMETÇİK
ANADOLUDA MUSTAFA KEMAL OLARAK GÖRÜNEN
KAHRAMAN BİR MİLLET
RUHLAR CEMİNDE RABBE SECDE EDE

ALLAH TÜRKÜ KORUSUN VE YÜCELTSİN..

Barra042.gif

 

Beklenen gün gelecekse çekilen çile kutsaldır...

blue_swirl.gif
 
 
   
Huzur İçin "100 Madde"

01. Ufak şeyleri dert etmeyin.

02. Kusursuz olamayacağınızı kabullenin.

03. Rahat ve ılımlı insanların çok başarılı olamayacakları düşüncesini bir yana bırakın.

04. Olumlu ve olumsuz düşünce kartopunun çığ gibi büyüme etkisini göz önüne alın.

05. Sevgi kapasitenizi geliştirin.

06. Unutmayın: Öldüğünüz zaman yapılacak işler listeniz hâlâ dolu olacaktır.

07. Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin.

08. Birisine bir iyilik yapın ve kimseye bundan bahsetmeyin.

09. Bırakın ilgiyi başkaları toplasın.

10. İçinde bulunduğunuz ânı yaşamayı öğrenin.

11. Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün.

12. Sabır geliştirme egzersizleri yapın.

13. Sevgi elini önce siz uzatın.

14. Kendinize sorun: Bir yıl sonra bunun bir önemi olacak mı?

15. Gerçeği kabul edin.

16. Arada sırada canınızın sıkılması yararlıdır: Bırakın canınız sıkılsın.

17. Strese dayanma gücünüzü azaltın.

18. Haftada bir kez yürekten gelen bir mektup yazın.

19. Sık tekrar edin: Hayat acil bir durum değildir.

20. Zihninizde özel bir bölüm açın.

21. Her gün bir dakikanızı, minnettar olduğunuz birini düşünmek için harcayın.

22. Tanımadığınız insanların gözlerine bakın ve gülümseyerek merhaba deyin.

23. Her gün kendinize biraz sessiz zaman ayırın.

24. Yaşamınızdaki insanları minik çocuklar ve yüz yaşında ihtiyarlar olarak düşünün.

25. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.

26. Daha iyi bir dinleyici olun.

27. Savaşlarınızı akıllıca seçin.

28. Çöpü çıkarma sırasının kimde olduğunu hatırlamıyorsanız gidip siz çıkarın.

29. Eleştirme isteğinizi bastırın.

30. Daha ılımlı bir sürücü olun.

31. Unutmayın: İnsanı edindiği huylar oluşturur.

32. Bilmemenin verdiği rahatlığı duyun.

33. İpin ucunu biraz bırakın.

34. Bir bitki yetiştirin.

35. Yoga (ya da jimnastiğe) başlayın.

36. Erken kalkmaya alışın.

37. En inatla savunduğunuz beş iddianızı sıralayın ve bu konularda yumuşamaya çalışın.

38. Planlarınızda esnek olun.

39. Konuşmadan önce derin bir soluk alın.

40. Suçluluğu değil masumiyeti görmeye çalışın.

41. Sırf gırgır olsun diye, size yöneltilen eleştiriyi kabul edin. Göreceksiniz canınız yanmayacak.

42. Kendi görüşlerinizden tamamen farklı makale ve kitaplar okuyun ve bir şeyler öğrenmeye çalışın.

43. Zihninizi sessizleştirin.

44. Birisi size topu atarsa, bunu tutmak zorunda değilsiniz.

45. Olumsuz düşüncelerinize yüz vermemeye çalışın.

46. Öfkeniz kabarmaya başladığı zaman ona kadar sayın.

47. Sorunlarınızı öğretmeniniz olarak görün.

48. Biraz yüzünüz gülsün.

49. Bu da geçer.

50. Gevşeyin!

51. Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın. Öyle olabilir.

52. İç dünyanız için zaman ayırın.

53. Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın.

54. Kendi işinize bakın, kendinizi başkasının yerine koymayın.

55. Hayatı olduğu gibi kabul edin.

56. Yüreğinizin sezgisine güvenin.

57. Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun.

58. Daha sabırlı olun.

59. Kendi cenazenize katıldığınızı farz edin.

60. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.

61. Ruh durumunuzu dikkate alın: Moralinizin bozuk olduğu zamanlar sizi yanıltmasın.

62. Hayat bir sınavdır.

63. Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın. Övgü ve yergi aynı şeydir.

64. Rastgele iyilikler yapın.

65. Bir davranışın ardındakini görmeye çalışın.

66. Gönlü bol olmayı haklı olmaya yeğleyin.

67. Bugün üç kişiye onları ne çok sevdiğinizi söyleyin.

68. Alçak gönüllü olmaya çalışın.

69. Kışa hazırlık (eksikleri gedikleri kapatma) telaşından kaçının.

70. Her gün birkaç dakikanızı sevdiğiniz birini düşünmeye ayırın.

71. Antropolog olun: Ön yargınızdan uzak, başka insanların yaşam ve davranış tercihlerini inceleyin.

72. Herkesin farklı olabileceği gerçeğini anlayın ve saygı gösterin.

73. Kendinize bir kamusal yardım konusu seçin.

74. Her gün en az bir kişiye beğendiğiniz bir özelliğini söyleyin.

75. Sınırlarınızı öne sürmeyin, yoksa sınırlı olursunuz.

76. Gördüğünüz her şeye Allah’ın sıfatları aksetmiştir.

77. Başkalarının fikirlerinde biraz olsun doğruluk payı arayın.

78. Bardağın (ve başka her şeyin de) kırılmış olduğunu varsayın: Her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır.

79. Bu ifadeyi iyi anlayın: Nereye giderseniz siz oradasınız.

80. Kendinizi iyi hissettiğiniz zaman şükredin, kötü hissettiğiniz zaman ılımlı olun.

81. Postayla evlat edinin. Bir vakıf yoluyla bir çocuğa yardım edin

82. Yaşamı melodram olarak görmeyin.

83. Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmayın.

84. Fırtınanın Gözü'nde (karmaşanın ortasındaki sükûnet noktasında) bulunmaya çalışın.

85. Sahip olmak istediğiniz şeyleri değil, elde etmiş olduklarınızı
düşünün.

86. Dostlarınızdan ve ailenizden bir şeyler öğrenmeye açık olun.

87. Bulunduğunuz konumdan mutlu olmaya bakın.

88. Hizmet vermeyi yaşamınızın değişmez bir parçası haline getirin.

89. Bir iyilik yapın ve karşılığını ne isteyin, ne de bekleyin.

90. Varlığınızı bir bütün olarak kabullenin.

91. Başkalarını suçlamayı bırakın.

92. Yardım etmeye çalışırken önceliğinizi küçük şeylere verin.

93. Unutmayın: Bundan yüz yıl sonra dünyada bambaşka insanlar olacak.

94. Sorunlarınıza olan bakışınızı değiştirin.

95. Bir tartışmaya girecek olursanız, kendi görüşünüzü savunmadan önce karşı tarafın savını anlamaya çalışın.

96. "Anlamlı başarı"nın tanımını bir kez daha yapın.

97. Duygularınıza kulak verin; size bir şey söylemeye çalışıyorlar.

98. Yaşamınızı sevgiyle doldurun.

99. Kendi düşüncelerinizin gücünü bilin.

100. "Daha fazlası daha iyidir" diye düşünmekten vazgeçin..

Barra042.gif
 

SEVGİ, BAŞARI, ZENGİNLİK

Bir kadın, evinden dışarı çıkar ve uzun beyaz sakallı 3 tane yaşlı adamın evinin önünde oturduklarını görür. Onları tanımaz. "Ben sizi tanımıyorum ama aç olmalısınız" der."Lütfen içeriye gelin ve bir şeyler yiyin." "Evin erkeği içerde mi?" diye sorarlar adamlar."Hayır" der kadın. "O dışarıda.""Öyleyse içeri gelemeyiz" diye cevap verirler.Akşam olup kadının kocası eve geldiğinde, kadın başından geçenleri kocasına anlatır. "Git onlara söyle ben evdeyim içeri gelebilirler" der.kadın dışarı çıkar ve onları içeri davet eder."Hepimiz aynı anda içeri girmeyiz." der yaşlı adamlar. Kadın öğrenmek ister; "Niye giremezsiniz?"yaşlı adamlardan bir tanesi açıklar:"Onun adı ZENGİN" der ve bir arkadaşını gösterir, ve bir diğerini işaret eder. "O BAŞARI", ben ise SEVGİ" Sonra ekler ;"Şimdi içeri gir ve kocanla konuş, hangimizi evinizde istersiniz?"kadın içeri girip söylenenleri kocasına anlatır. Adam duyunca neşelenir."Ne güzel!" der, "Madem öyle, Zengini içeri çağıralım ve evimizi zenginlikle doldursun."Karısı itiraz eder; "Canım, niçin Başarıyı çağırmıyoruz?"Bu sırada konuştuklarını evin diğer köşesinde bulunan çocukları duyar. Zıplayarak gelir ve kendi fikrini söyler."Sevgiyi çağırsak daha iyi olmaz mi? Evimiz sevgiyle dolar! ""Kızımızın önerisini dikkate alalım" der adam karısına. "Dışarı çık ve Sevgiyi bizim misafirimiz olması için davet et."kadın dışarı çıkar ve 3 yaşlı adama sorar;"Hanginiz Sevgi? Lütfen içeri gel ve misafirimiz ol".Sevgi ayağa kalkar ve eve doğru yürümeye başlar. diğer iki yaşlı adam da onu takip ederler. kadın şaşırmış bir şekilde Zengin ve Başarı'ya sorar: "Ben sadece Sevgi'yi davet ettim, siz niye geliyorsunuz? "Zengin ve Başarı bir ağızdan cevap verirler: "Eğer Zengini ya da Başarıyı davet etmiş olsaydın diğer ikisi dışarıda kalırdı, ama sen Sevgiyi davet ettin, O nereye giderse biz de oraya gideriz. Nerede Sevgi var ise, orada Başarı ve Zenginlik de vardır!"Sevgiylekal hayatta her istediğin yerine gelsin… Sevgi bir ömür boyudur!...Bitmez, tükenmez, bazen durulur, bazen coşar ama hiç gerilemez!

SEVGİYLE KALIN.... Metin PARILDAR

Barra042.gif

 

YORUMSUZ...
 

 

July 20

cCc

 

İnsanlar vardır, doğar, büyür ve ölür. Fakat bazı insanlar vardır ki, doğar, büyür ama asla ölmez. Fani hayata veda etseler de, geride bıraktıkları ile milyonların kalbinde yaşarlar. O, eserleri ile gönülleri aydınlatır, insanlara yol gösterir. Her sözü bir buyruk olur neferlere. O bir İnsan, o bir Lider, o bir Baba, o bir Bozkurt, o bir Başbuğ idi.

Zaman oldu tek başına kaldı, zaman oldu tabukluklara sokuldu. Zaman oldu ihanete uğradı, zaman oldu Kara Eylül işkenceleri gördü. Ama o asla yılmadı. Yılmak yoktu onun kitabında. Çünkü o bir Türk, o bir Bozkurt, o bir Ülkücü, o bir Başbuğ idi.

Bir millet uyuyordu. O millet ki, dünyayı adaletle, hakkaniyetle ve kudretinin şanıyla yönetmiş, sonra gafletten midir, rehavetten midir bilinmez, dünyaya hükmederken, daracık bir yarımada'ya hapsedilmiş, parçalanmış un ufak olmuştu. Afyon verilmiş gibi uyuyordu bu millet. Türk olmanın asaletini unutmuş, 5 bin yıl geriye uzanan şanlı tarihinden bihaber, yabancı izm'lerin tutsaklığında, sömürülen, yedi düvelin vahşice saldırılarına maruz bir millet, uyuyordu. Demir dağlar ardına hapsedilmişti sanki. Dağları eritmeye ateş gerekti. İlk sefer bir öncü tutuşturdu meşaleyi. Atsız-sansız olsa da, meşale yanmıştı bir kere. Derin dehlizlerden, hain tabutluklardan geçildi. Kah Kür'şad oldu biri, kah 40 çeriden biri. Sorgulandılar şef'lerin emriyle. Suçları Türk olmaktı, Türk gibi düşünmek, Türk gibi yaşamaktı. Yılmadılar. Demirdağları eritmeye and içmişlerdi bir kere. Türk, and'ından dönerse Türk denir miydi, ona. Dönmediler. Çünkü onlar Bozkurt soylu Türklerdi. Ergenekondaki bozkurt kah Atsız, kah Türkeş olmuştu. Atsız sansız olsa da Türk yürekler alevlemişti bir kere.

Adı konulmuştu Dava'mın. Türke zulm edenin, Türkü ezenin, Türkü parçalayanın, Türke kefen biçenin,... kaleleri yıkılmalı, demir dağları eritilmeli, ölümü korkunç olmalıydı. Her ne olursa olsun, herşey Türke göre, Türk tarafından, Türk için olmalıydı. Ayrı düşmüş soyumuz bir olmalı, diri olmalı, yüceliğine yakışır hayat sürmeliydi. Fidan tutmuş, koskoca çınar olmuştu. Çınar'ın adı Çiçi-Yagbu'dan beri bilinen bir büyük dava idi. Bilindiği dönemlerde şahlandığımız, unuttuğumuz çağlarda perişan olduğumuz bir dava, özbeöz Türk olan bir dava, Türk Milliyetçiliği. O bir Atsız, o bir Türk, o bir Alparslan, o bir Bozkurt, O bir Başbuğ olmuştu.

Yürüdü ardına bakmadan. Tek başına kalsa da bayrağı göndere çekmek üzere yola çıkmıştı. Zaman olmuş terkedilmiş, zaman olmuş ihanete uğramıştı. Ama o hiç kimseyi terketmemişti. Hele Türk Milletini, asla. Söylediği her söz, kıldığı her namaz, tuttuğu her oruçta, yakardığı her dua'da Türk vardı. En çok da Allah'a , o'nu bir Türk yarattığı için, şükrederdi. Yüce Allah, rehberimiz olan Kutlu Kitap'da, Milletleri ayrı ayrı yarattığını buyurur. Bu yüzden de farklı milletlerin ayrı, aynı kandan milletin de beraber yaşamasını savunmuş ve hayatı boyunca da mensubu olmakla gururlandığı Türk ırkının bir ve beraber olmasına çalışmıştır. Kimi soysuzlar, kimi hainler ona ırkçılık gibi insanlık düşmanı bir yakıştırma yapmaya çalıştılar. Halbuki 20. yüzyılın ilk Bozkurtdu Atatürk 'ün 'Türk(lüğünle) öğün, Türk(gibi) çalış, Türk(lüğüne) güven' vecizesinde anlamını bulan Türkçülüğün, 'her şey Türk için, Türke göre, Türk tarafından' tarifi ile tıpa tıp aynı olduğunu görmezden gelmek ihanetlerin en büyüğü idi. Bu ihanetler, nereden gelirse gelsin, ister devletin tepesindekilerden, ister ruhlarını ve vicdanlarını yabancı izmlere kiraya verenlerden gelsin, o asla yılmadı, emrindeki kervan daima yürüdü. Bir kere yükselen bayrağın bir daha inmeyeceğini en iyi bilenlerdendi. Çünkü o bir bozkurt, o bir hilal, o bir bayrak, o bir başbuğ idi.

O'nun gibisi bir daha olmayacak mı? Olacak, olmalı. Milletlerin büyüklüğü buradadır. Büyük liderler yetiştiren milletler, büyük milletdir. Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'in davasına sahip olmak ve onun yüce ideallerini taşımak demek, onun fikirlerini daha ilerilere götürmekle olur. Ve onun en çok önem verdiği, birlik ve beraberliğin muhafaza edilmesi, dirliğin ancak böylelikle kurulabileceği gerçeğine uymakla, onun fikirlerine sahip çıkmış, onu yaşatmış oluruz. Türkeş idealinin ülkücüleri, onun bu prensibine sıkı sıkıya bağlıdır.

İnsanlar vardır, ölür, insanlar vardır Hak'ka yürür. Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ Hak'ka yürüdü. Sanılmasın ki, yüreğimizde tutuşturduğu alev küllendi. Yetiştirdiği milyonlarca ülkücü, o kara günde, o yıkılası Nisanda, tek yürek oldu, yeniden doğdu. Milyonlarca Bozkurt o gün, tek bilek, tek beyin, tek kalem oldu ve şu satırları beyinleri ile birlikte, açılan anı defterine, asla silinemeyecek şekilde kazıdı. 'Rahat uyu Başbuğum. Emanet'ini bir namus belleyip koruyacağız. Senden aldığımız bayrağı işaret buyurduğun yere mutlaka ve mutlaka asacağız.'

Başbuğlar ölmez, Çiçi-Yabgu, Mete Han, Bilge Kağan, Alparslan, Fatih, Atatürk, Atsız, Elçibeğ, ve daha niceleri. Hiç biri ölmedi. Son Başbuğ TÜRKEŞ. O bir İnsan, o bir Hilal, o bir Bayrak, o bir Bozkurt, o bir Lider, o bir Güneş, o bir Başbuğ idi.

Gayemiz iyi bir Türk olmaktır. İyi bir Türk olmak, Türk'ün törelerini, dilini, dinini, ülküsünü iyi bilmek, iyi yaşamakla olur. Türk'ün gücü imanıdır. İmanının özü ise kendi öz kültürüdür. Türk kültüründe, milletin aynı kültür doğrultusunda yaşamasının sağlanması için, üç unsura kayıtsız şartsız bağlanılması gerekmektedir. Lider, doktrin, Teşkilat. Bu üç unsuru iyi bilmek, anlamak, yaşamak zorundayız. Bu üç unsur milletin birlik, dirlik ve güçlülüğünü sağlayan temel prensiplerdir. Türk kültüründe güçlü devlet kurabilme, Turan'ı gerçekleştirebilmek ve Kutlu Düzeni sağlamak için gerekli olan bu üç unsuru tek tek tetkit etmek gerekiyor.

blue_swirl.gif

 
 
HERKESİ DİNLEMEK GEREK
BİR AİLENİN EVİNDE TELEVİZYON ARIZA YAPAR. TAMİRCİ GELİR VE TV'NİN ARKASINI AÇAR Kİ NE GÖRSÜN; BİR SÜRÜ EKMEK KIRINTISI. TABİİ KİMİN YAPTIĞI HEMEN ANLAŞILMIŞTIR, EVİN BEŞ YAŞINDAKİ KIZI YARAMAZ KIZI! BU HANGİ AİLEMİZDE GERÇEKLEŞİRSE GERÇEKLEŞSİN TEPKİ BELLİDİR. TAMİRCİNİN YANINDA ÇATUR ÇUTUR ÇOCUĞA FIRÇA. ANNE ÖYLE YAPMAMIŞ, ÇOCUĞUYLA KONUŞMAYI DENEMİŞ, ÖĞRENDİKLERİNDEN SONRA HÜNGÜR HÜNGÜR AĞLAMIŞ. ÇOCUK EKRANDA AFRİKADA'Kİ AÇÇOCUKLAR GÖRDÜKÇE MUTFAKTAN EKMEK ALIP TV'NİN AÇIK BULDUĞU TEK YERİNDEN, ARKADAKİ IZGARA ALANINDAN İÇERİ ATIYORMUŞ.
EVET NE DERSİNİZ, HERKES DİNLENİLMEYE DEĞER DEĞİL Mİ?
blue_swirl.gif
 
July 19

SEVMEK ACI VERİYOR BAZEN

 
 
 
GİTSEM DİYORUM
 
Sevginin bir tadı kalmadı artık,
Gelip geçici bir heves diyorum
Gün ışığı düşmanım, yarim karanlık
Gözlerimi kapatıp gitsem diyorum.
Her sevginin sonu hüsran ayrılık,
Böyle yaşamaktan bıkmışım artık,
Bedenimi cansız yere bırakıp,
Terketip dünyayı gitsem diyorum.
Ağlayan gözlerle, yorgun kalbimle
Gülmeyi unuttum bu kaderimle,
Dönüşü olmayan uzun sefere,
Sessiz vedayla çıksam diyorum.
Doğduğum günden şu ana kadar
Ömrümden çaldılar hep azar azar
Sevdiklerim kazdılar bana mezar
Kefenime sarılıp yatsam diyorum... 


Barra042.gif
Internette iki arkadaş
" Nette tanışan iki genç arkadaş olurlar. Zaman içinde sıkı bir dostluğa dönüşen beraberliklerini zedelememek için hiçbir zaman birbirlerini görmemeğe, fiziki özelliklerinden bahsetmemeye karar verirler.İsimlerin, şekillerin olmadığı sadece ruhların derinliklerinden gelen en samimi duyguların dile getirildiği zaman ve mekan unsurlarından soyutlanmış bir birliktelik içinde sürer dostlukları… Ve bir gün bakarlar ki birbirlerini tamamlayan iki varlık olmuşlar. Yazışmadıkları gün hatta saat olmamaya başlamışlar. Adeta nefes alış gibi doğal bir bütünleşme, isim takamadıkları bir aşk gelişmiş içlerinde. Tüm beşeri sıfatlardan sıyrılmış, bambaşka bir halmiş bu. Aradan geçen zaman zarfında, artık kesinlikle birbirlerinden asla kopamayacaklarına inandıkları gün; tanışmaya ve evlenmeye karar vermişler. Ve ikisinin de çok iyi bildikleri bir kentin çok iyi tanıdıkları bir sahilinde buluşmak üzere anlaşmışlar. Hanımın elinde kırmızı güller ve dudaklarında sevgi dolu bir gülümseme olacakmış. Erkek ise hiçbir alamet taşımayacakmış. Nihayet beklenen gün gelmiş. genç erkek sözleştikleri yere yaklaştıkça kalbi duracak gibi oluyormuş. işler biraz değişmeye başlamış kalbinde. Ya çok çirkin bir kadınsa sevdiği, ya kör, topal ya da… Biraz hata yaptığını düşünür gibi olmuş ama çabuk savmış bu kendine ve aşkına yakışmayan düşünceleri zihninden. Karşıda elinde bir gül tutan ve sağa ,sola bakınan hanımı görmüş. İçi hop etmiş fakat dudaklarında beliren düş kırıklığını biraz olsun giderebilmek için bir, iki derin nefes almış ve son derece kararlı adımlarla hanımın yanına yaklaşmış. Annesi yaşında hatta daha da yaşlı, saçları pamuk gibi bembeyaz, yüzü yaşadığı yılların derin izleri ile buruşmuş fakat dudaklarında güzel bir o kadar da şaşkın bir tebessümle kendine doğru yaklaşan genç erkeğe bakıyormuş. Gözleri bin bir soru ile kıpırdıyor, yorgun gözkapakları arada bir feri kaçmış gözbebeklerini uzaklara yönlendiriyor ama yaşlı kadın gözlerini genç erkeğin bakışlarına kilitlemeye çalışıyormuş. Zihninde çeşit, çeşit zıt fikirlerin koşuştuğu genç adam bir, iki yutkundu ve gücünün son raddesindeki bir hıçkırıkla,"Merhaba Aşkım. Nasılsın?" dedi. Kadere teslim olmuştu. Söz vermişti. biliyordu her şey olabilirdi. Bir an gözlerini kapadı ve yazışmalarını hatırlamaya çalıştı. Onca duygu dolu kelimeler, sevda yüklü vaatler, parlak gelecekler nasıl olmuştu da bu yaşı geçmiş hatunun kaleminden dökülebilmişti. Bir türlü inanamıyordu fakat gerçek gün gibi ortadaydı. Yaşlı kadının elinde tuttuğu kırmızı güller aldı ve tarif edilemeyen bir duyguyla onları öptü. Sonra elini uzattı ve,"hadi kalkmana yardım edeyim aşkım. buradan uzaklaşalım. " dedi. Olanları anlamsız gözlerle seyreden yaşlı kadın dudaklarını araladı ve, "ey oğul, ben yıllardır bu kelimeyi unutmuş anan belki ninen yaşta bir kadınım. Neler oluyor anlayamadım ama o gülleri elimden niye aldın. Onları bana şu ilerde oturan genç kız verdi. Birini bekliyormuş, burada buluşacaklarmış. Gelirse benim tarafımdan bu gülleri ona verir misin demişti. Ben de o genci bekliyordum. Yoksa o sen misin?" Genç adam bir an soluksuz kaldı, boğazında düğümlenen hıçkırık ve karmakarışık duygularla yaşlı kadının işaret ettiği yöne baktı. Bir çift sevgi ve minnettarlıkla parlayan yeşil göz kendisine gülümsüyordu. Telaşla yaşlı kadının ellerini öptü ve gülleri ona tekrar vererek işaret edilen tarafa koşmaya başladı. Genç kız da ayağa kalkmış onu bekliyordu. "Seni izledim. Şayet gülleri almayıp geri dönseydin sessizce buradan uzaklaşacaktım. Seni doğru tanımışım aşkım."
Acaba böyle sevgiye sahip şanslı kaç kişi vardır…?

 

 

Neden ?? Bu soruları Kendinize Sorun ??? :)

 

Neden bozulan otobüsün yolculari bizim otobüsümüze 
aktarildiginda onlara mültecilermis gibi bakariz? 
- Neden her gördügümüz haritada hemen
Türkiye'yi bulmaya çalisiriz? Millet olarak Dünya'da
kaybolma kompleksimiz mi vardir? 
- Neden insanlar birbirlerine sarilinca sag-sola sallanirlar? 
-Neden ögrenciler ilkögretimin besinci sinifina kadar ögretmene "ögretmenim" diye seslenirken altinci sinifta bir anda "hocam" diye seslenmeye baslarlar? 

-Neden sinavlarda "4 yanlis bir dogruyu götürür" seklinde bir uygulama ile ögrenciler 
cezalandirilirlar da "4 dogru bil, bir dogru da bizden" seklinde bir kampanya baslatilip zekaya ve riske girme cesaretine ödül verilmez? 
 
- Neden insanlar kapali bir alandan yagmur yagan alana çikinca kafalarini egerler?
 Yagmura duyulan saygidan midir yoksa ondan tirstigimiz için midir? 
-Neden dükkanini kapatip giden esnaf, kapiya "10dakika sonra dönücem" yazar, ne zaman
gittigini nasil anlariz? 

-
Televizyona çikan insanlar neden kendilerini Türkiye'deki bütün insanlarin izledigini sanirlar ? 
Örn: Su anda 70 milyon kisi bizi izliyor...


-Neden gözlerinden öperim denir? Insan vücudunda öpülecek daha uygunsuz bir yer var midir? Kimse kimseyi gözünden öpmüs müdür?

Dügünlerde neden "Dom Dom Kursunu" ile göbek atilmaktadir. "Bir avci vurdu beni, bin avci beni yedi" gibi sözler esliginde kendinden geçen baska milletler var midir? 
 
-Neden bazi kizlarimiz sirin bir hayvancagiz gördüklerinde"inanmiyorum!" derler,
inanilmayacak olan nedir? 
 
-Cumartesi ve Pazartesi'nin neden kendi isimleri yoktur? 
-Dolmuslardaki fiyat tarifesinde "en kisa mesafe" neden "indi-bindi" olarak tabir edilir? Önce
inilip sonra mi binilir? Bir terslik yok mudur? 
-Bir programi kurarken neden "kabul ediyorum" ya da "kabul etmiyorum" seçenekleri vardir? O kadar parayi bayilip bir bilgisayar programi satin aldiktan sonra "kabul etmiyorum" seçenegini isaretleyen bir takim saf kisiler mevcut mudur? 

-Bulmacalarda boru sesinin karsiligi neden hep "ti"dir? Bulmacalari hazirlayan arkadaslar
hiç "ti"diye ses çikaran boru görmüsler midir? 
-Ipana 7 reklamindaki kiza "Ne zamandan beri Ipana 7 kullaniyorsun?" diye soran doktor, Ipana 7'nin yeni bir ürün oldugunu ve reklamdan sadece bir kaç gün önce piyasaya çiktigini bilmemekte midir? 
-Neden futbol takimi olan Ajax "Ayaks" diye okunur da temizlik ürünü Ajax "Ajaks" diye okunur? 

- Neden ilanlarda "doktordan temiz araba" diye yazilir? Hipokrat yemininde "arabami temiz kullanacagim" seklinde bir madde mi var ..!
 


Barra042.gif  

Bu Memleket Hepimizin

Nedir bu kan bu göz yaşı
Bu memleket bizim, bizim
Kim çıkardı bu savaşı
Bu memleket bizim, bizim.

Kürtlük, Lazlık, Çerkezlik ney
Aynı millet hep aynı şey,
Türk oğluyuz Türküz hey hey!
Bu memleket bizim, bizim.

Aleviyle Sünni yarış,
Barış için olsun barış,
Adım adım karış karış
Bu memleket bizim, bizim

Malazgirtle Çanakkale
Bizi gördü hep el ele
Düşün gardaş düşün hele;
Bu memleket bizim, bizim.

Karpuz mu ki dilelim be!
Tarla mı ki bölelim be!
Kıymetini bilellim be!
Bu memleket bizim, bizim.

Ne kırıp ne kırılalım,
Ne de küsüp darılalım,
Ona sıkı sarılalım
Bu memleket bizim, bizim.

Arif senin sütündür o,
Kemiğindir etindir o,
Bölünmez bir bütündür o,
Bu memleket bizim, bizim...

 

Ozan Arif

şehitler ölmez vatan bölünmez

 

Şehit Zekeriya Gülyaman

Arkadaşlar bir yerde okudum ve sizlerle paylaşmak istedim. Ben okurken tüylerim diken diken oldu açıkçası...

Bu şiir Hakkari-Çukurca-Üzümlü J. Snr. Krk.'da görevli iken 12 Aralık 1993 günü saat 21.00 sıralarında bölücü eşkıya ile yapılan silahlı çatışmada kahramanca çarpışarak şehit düşen Mustafa oğlu, Sakarya 1972 doğumlu J. Komd. Onb. Zekeriya Gülyaman'ın (1972-4) şahsi eşyaları içerisinden çıkmıştır.


Olur ya bir gün çatışmada ölürsem,
Arkamdan yas tutmayın.
Bırakın toprağımda rahat yatayım.
Bedenimden komandomu çıkarmayın,
Onlar benim gururumdur,
Ölünce kefenim olacak.
Başımdan mavi beremi çıkarmayın,
O benim şerefim olacak.
Ayağımdan botlarımı çıkarmayın,
Onlar nice yollar aşacak,
Şehit olursam sırat köprüsünden geçecek.
Elimden tüfeğimi almayın,
O benim mezarıma sembol olacak.
Yaramın kanını silmeyin,
Ahrette hesabı sorulacak.
Göğsümden kör kurşunu çıkarmayın,
O benim madalyam olacak.

 

SARIMSAK TARLASINI SATMAYAN DOSTLAR...

 

   Genç adamın biri, dermiş babasına her gün;
   'Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi' Baba,
   itiraz eder,Olmaz öyle çok dost, hakikisi Belki bir, belki iki,Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki...
   Devam eder durur konuşma...
   Aralarında başlar bir tartışma,
   Karar verirler bir sınava,
   Dostun hakikisini anlamaya...
   Bir akşam bir koyun keserler,
   Ve koyarlar çuvala.
   Baba der ki oğluna,
   'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'.
   Çuvaldan kanlar damlamakta,
   Sanki öldürmüşler de bir adamı, koymuşlar çuvala,
   Dıştan böyle sanılmakta.
   Delikanlı sırtlar çuvalı,
   Gider en iyi bildiği dostuna, çalar kapıyı.
   O dost, bakar ki bir çuvala hem de kanlı,
   Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına, almaz içeri arkadaşını,
   Böylece tek tek dolaşır delikanlı, kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını. Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır.
   evlat geriye döner.
   Ama içten yıkılır...
   Babasına dönerek; haklıymışsın baba ' der.
   Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana.
   Baba 'hayır Evlat 'der, benim bir dostum var bildiğim.
   Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona.
   Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar.
   Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar...
   Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir.
   O dost, delikanlıyı alır hemen içeri.
   Geçerler arka bahçeye.
   Bir çukur kazarlar birlikte,
   Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye,
   Üzerine de serpiştirirler toprak.
   Belli olmasın diye dikerler sarımsak...
   Genç adam gelir babasına;
   'Baba, işte dost buymuş' diye konuşunca, Babası; 'daha erken, o belli olmaz daha.
   Sen yarın git O'na, çıkart bir kavga,
   Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona, işte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi.
   Sonra gel olanları anlat bana...'
   Genç adam, aynen yapar babasının dediğini,
   Maksadı anlamaktır dostun hakikisini, babasının dostuna istemeden basar iki tokadı! Der ki tokadı yiyen DOST;
   'Git de söyle babana, biz satmayız Sarımsak tarlasını böyle iki tokada'!
   Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile Seni Sevmeli...
   Sarılacak biri olmadığın zamanlarda bile Sana Sarılmalı...
   Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile Sana Dayanmalı...
   Dost dediğin; fanatik olmalı;
   Bütün dünya seni üzdüğünde Sana moral vermeli.
   Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,
   Ve ağladığında, seninle ağlamalı...
   Ama hepsinden daha çok;
   Dost matematiksel olmali;
   Sevinci çarpmalı...
   Üzüntüyü bölmeli...
   Geçmişi çıkarmalı...
   Yarını toplamalıi...
   Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı...
   Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı...
   İşi bitince seni bir tarafa atmamalı...

 

Hayat Dersleri

 

Jackson Brown'in "Su Hayatta Neler Ogrendik Neler" adli kitapcigindan:
1- Kendimi neselendirmek istedigim zaman en iyi yolun baska birini neşelendirmeye çalışmak olduğunu öğrendim.√
2 - Bir bebegin evlilik sorunlarini çözemeyecegini ögrendim. √
3- Bir tartismayi tatliya baglamadan yataga gidilmemesi gerektiğini öğrendim.√
4- Isyerinde romantik iliskiler aranmamasi gerektigini ögrendim. X
5- Insanin kendisinden daha sorunlu birisiyle evlenmemesi gerektigini ögrendim.√
6- Çalistirdigimiz insanlara iyi davrandigimizda, onlarin da müsteriye iyi davrandiklarini ögrendim.√
7- Bir toplantida zekâmi ya da sohbetimi göstermek konusunda tercih yapmak gerektiğinde sohbeti seçmenin daha iyi olacağını öğrendim. √
8- Insanlara iyi davranmanin hiçbir maliyeti olmadigini ögrendim.√
9- Gerçekten yasamaya baslamak için emeklilik beklenirse, çok uzun bir süre beklenilmiş olunacağını öğrendim√
10-Iyi kalpli olmanin mükemmel olmaktan daha önemli oldugunu √
11-Bir domuza ve bir çocuga istedikleri her seyi verirseniz sonuçta çok iyi bir domuzunuz ve çok kötü bir çocuğunuz olacağını öğrendim.√
12-Kimle evlenecegin kararinin hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.√

  

Bir grup arıyla sineği bir şişeye koyuyorlar. Şişenin taban tarafını ışığa doğru, açık olan ağız kısmını da karanlığa doğru yerleştiriyorlar. Arıların hepsi ışık olan tarafa doğru üşüşüyorlar.
Ama şişenin tabanı cam ve onların da yabancısı olduğu bir madde olduğundan çıkmayı başaramıyorlar. Bu arada sinekler, şişenin ağzına doluşuyorlar ve karanlıkta dışarı çıkıp kayboluyorlar. Ağzı açık olan şişeden karanlık tarafa doğru tek bir arı bile gelmiyor. Camın önünde ışığa doğru çabalarına devam ediyorlar.
İnsanın aklına hemen arıların akılsızca davrandıkları geliyor. 
Ancak daha derinlemesine düşününce, karşımıza bir anıt gibi dikilen gerçek çok farklı oluyor. Çok basit gelen bu deney beni oldukça düşündürdü. Arıların ne kadar akıllı varlıklar olduğunu hepimiz biliyoruz. Sinekler ise malum hayvanlar. Arılar ne kadar temizse adı üstünde, sinekler de o kadar iğrençtirler. Arılardan korkarız bizi sokarlar diye ama, sineklerden midemiz bulanır. Evet, ışığa doğru yürüyenlerin önünde her zaman engeller olacaktır kuskusuz. Onlar, engellere rağmen ışıktan vazgeçmeyenlerdir. Ne tür engel olursa olsun önlerinde, çabalarını sürdürenlerdir.Ve bu uğurda da gerektiğinde ölebilenlerdir. Yürek, azim, sevgi, ilkeler, dürüstlüktür bunu yaptıran. Kendine saygı, yasadığı topluma saygıdır.
Sinekler, karanlıkta sıvışan kaçaklardır. Karanlığa yürüyenlerdir. Karanlık düşüncelerdir.
Şişenin ağzının karanlığa bakmasının onlarca hiç bir önemi yoktur . Sinsi, ilkesiz, yüreksiz, korkak varlıklardır. Sadece Kendi yaşamları söz konusudur. Nerede yemek varsa, nerede rahat yasayacaklarsa, nerede çok para kazanacaklarsa oraya giderler. Onlar için karanlık olması önemli değildir açık ağızların. Arıyı kovalamak isterseniz savaşır. Engellere aldırmaz. Amacı sadece ışığa ulaşmaktır. İğnesini sapladığında öleceğini bilerek savaşır. Ve değerleri için ölür. Ama sinekler kaçarlar.Sonra yılışık yılışık tekrar dönerler kovaladığınız yere. Yemeklerinize, kollarınızın üstüne tünerler. Pis ayaklarıyla ezerler yaşadığımız her yeri. Arılar yumurtalarını yalnızca kovanlarına bırakırlar. Oysa sinekler her yere yumurtlar, her yerde ürerler. Onlar için yumurtalarını bırakacakları yerin bile hiç önemi yoktur.
 
ENGELLERE RAĞMEN IŞIĞA YÜRÜYENLERE,IŞIĞA ULAŞMAK İÇİN
ÇABALAYANLARA, IŞIK SAÇANLARA SEVGİLER, SAYGILAR.

Girme şu alçakların hizmetine
Konma sinek gibi pislik üstüne
İki günde bir somun ye ne olur
Yüreğinin kanını iç de boyun eğme...

 

 
Barra042.gif

ocak devlet içindir ölürüzde öldürürüzde

Click for Izmir, Turkey Forecast 

 

  • Eğer Kordon dendiğinde aklınıza ütü kordonu dışında bir yer ismi geliyorsa

  • Eğer Alsancak'ta hayatınızda birkere bile piyasa yaptıysanız

  • Körfez kokusu nedir biliyorsanız

  • Hilton’un yapıldığı tarihi hatırlayabiliyorsanız

  • Fame city'de deliler gibi eğlenip (yaşınıza bakmadan) çıktığınızda "vay be bizim de bir gökdelenimiz var" dediyseniz 
  • "TAM 35" ve "35 BUÇUK "kavramları size birşey ifade ediyorsa
  • "Gevrek","çiğdem", "domat", "nohut" gibi kavramları kullanıyorsanız
  •  "Boyoz" kelimesi size bir şeyler hatırlatıyorsa 
  • Arapsaçı, turp otu, dalagan, istifno, ebegömeci, denizbörülcesi nedir biliyorsanız
  • Konuşurken arada bir diliniz istemeseniz de "Geliyom, gidiyom, gelcem, yapçan, etçen" şeklinde sürçebiliyorsa
  • Gördüğünüz her gökdeleni Hilton'la kıyaslıyorsanız
  • Churchill'de çay içtim dediyseniz
  • Elinizde Hasan Tahsin anıtının yada Atatürk anıtının yanındayken çekilmiş bir fotoğraf varsa
  • Karşıyaka denince aklınıza güzel kızlar geliyorsa
  • Bir kerecik dahi Kıbrıs Şehitleri'nde sevgilinizle el ele dolaştıysanız
  • Park sorunu, trafik sorunu, kara kış ne demektir bilmiyorsanız
  • Kar görmek için Sabuncubeli'ne yada Manisa Spil'e gittiyseniz
  • Zeybek havası duyduğunuzda içiniz cız edip kalkıp oynayasınız geliyorsa
  • Kalbim Ege'de Kaldı şarkısını kendinizle özdeşleştirebiliyorsanız
  • "Ağustos Sıcağı" kavramından nefret ediyorsanız
  • 9 Eylül size Üniversite dışında şeyler de hatırlatıyorsa
  •  "Kumru"nun aslında bir kuş olmadığını, çok ta lezzetli olduğunu düşünüyorsanız
  • Hıdrellez denince sokaklarda yakılan ateşler aklınıza geliyorsa
  • Şimdiye kadar kaç kişinin  "körfezi temizleyeceğim" dediğini hatırlayabiliyorsanız
  • Şimdiye kadar bir kere bile olsa sevinç'in önünde buluştuysanız veya Sevinç'te "kup" yediyseniz
  • Üniversite denince aklınıza iki tane , özel okul (kolej) denince de sayılı isim geliyorsa
  • Sıcakkanlıysanız
  • Paraşüt kulesinden atladıysanız yada atlayan tanıdıklarınız varsa
  • Fuar 'daki gölde kuğulara bindiyseniz
  • Her sene Ağustos'un sonunda fuara giderek "birkaç ünlü görsek  bari "diyorsanız 
  • Hiçbir zaman bir yere geç kalma korkusu yaşamadıysanız
  • İnsanlar size sanki birer düşman gibi bakmıyorsa

                                                                                                                        SİZ İZMİRLİ'SİNİZ

  

 

 

 

 

Image Hosted by ImageShack.us

Alayına İsyan Ölümüne UltrAslan

                             GURURUMUZ                                
En eski takım ve türkiye nin kurulan ilk futbol kulübü
Yenilmeden, berabere kalmadan, gol yemeden şampiyon
Yurtdışı maçında ilk yenen türk takımı
Glatasaray:11 Bükreş:1
türk takımları arasında en fazla gol atan takım
Galatasaray:20 Vefa:0 Mehmet Leblebi 14 gol bu da ayrı bir rekor
UEFA Kupası'nı YENİLGİSİZ kazanan ilk ŞAMPİYON (1999-00)
Bologna 1-1 Galatasaray
Galatasaray 2-1 Bologna
B.Dortmund 0-2 Galatasaray
Galatasaray 0-0 B.Dortmund
R.Mallorca 1-4 Galatasaray
Galatasaray 2-1 R.Mallorca
Galatasaray 2-0 Leeds United
Leeds United 2-2 Galatasaray
Galatasaray 4-1 Arsenal
İlk süpercup alan takım
Galatasaray:2 Real Madrid:1
Avrupa devlerini yenen takım
roma,milan,lazio,juvetus,barca,madrid,deportivo,manchester,leeds,arsenal
2000 yılı Dünya Futbol Klasmanı Birinciliği
1.Galatasaray 311.5
2.Real Madrid 301
3.Boca Juniors
Devlet üstün hizmet madalyası kazanan İLK takım
İlk ve tek: 4 kere üstüste şampiyonluk gören takım
(96-97,97-98,98-99,99-00)
Türkiye Ligi Gol Rekoru (105 Gol) (1962-63 )
Lig tarihinin nağmağlup İLK TAKIMI
(1985-86, 36 maç 0 mağlubiyet
Ligde deplasmanda en uzun süre yenilmeyen takım (40 maç) (2.5 yıl - 3 sezon)
Galatasaray-Fenerbahçe (4 gol atan futbolcu) Kaleci Robenson yok.
Celal İbrahim Glatasaray:7 - Fenerbahçe:0 Tarih: 12.02.1911
Fenerbahçe Stadı Açılış Maçı
Galatasaray:2 Fenerbahçe:1
Galatasaray B takımı:5 Fenerbahçe:0
Galatasaray Fenerbahçe ilk maç
Galatasaray:2 Fenerbahçe:0
Galatasaray:5 Fenerbahçe:0 Tarih:18.12.1960
Fenerbahçeye en çok gol atan futbolcu
MEtin Oktay:19 gol
Fenerbahçeyi ağlarını delen ilk takım
Galatasaray:1 Fenerbahçe:0 Tarih:10.06.1959
Özel maçlar arasında
Galatasaray:6 Fenerbahçe:0
Galatasaray Beşiktaş arasında en farklı maç
Galatasaray:9 Beşiktaş
Galatasaray:5 Fener:1 tesadüf işte fenere 5+1 çıktı:)                   

Lodos Fırtınası
Aman o ne lodos firtinasi... Istanbul'un her yani sismis, denizi kabarmis alga dalga, lodos kiyameti desek yerinde olacak... Günlerden 30 Aralık 1911.

Yilbasina bir gün kalmis, evlerde kestaneler çiziliyor, hazirlik
girla...

Vapurlarin kalkis saatleri birbirine girmis, kalkip kalkamiyacaklari bile meçhul. Ama kalkan bir vapura zor bela yetisen dört Galatasarayli oyuncu, dalgalarla mücadele eden vapur'un içerisinde, Fenerbahçe ile oynayacaklari maç'a dogru yol aliyorlardi.. Galatasaray olarak Fenerbahçe karsinda oynadiklari ilk üç maç'ta da galip gelmislerdi, 2-0, 3-0, 5-0, eh, heyecanli degillerdi pek, ama lodos onlari perisan ediyordu.
Kadiköy'e geldiklerinde diger takim arkadaslari ile bulusacaklardi, ama iskelede sadece iki arkadaslarini gördüler. Önce pek üstünde durmadilar, nede olsa Union Kulüp Stat'inda (Fenerbahçe Stati) diger arkadaslarini bulabileceklerini ümit ediyorlardi. Alti Galatasarayli oyuncu yollandilar Stat'a... Baskan Ali sami Yen onlari orada buldu, baska da kimse yoktu. Ali Sami Yen oynamak istiyordu ama sakatti, maç saati de yaklasiyordu, yedi Galatasarayli oyuncunun gözleri saat'in üzerindeydi, ne gelen vardi, ne giden! Aralarinda konusup, oyunun ertelenmesini istediler; Istanbul sehri bir lodos afetine yakalanmis, vapurlar iptal olmus, oyuncular gelememis, bu maç böyle oynanirmi, iptal en dogal hakkimiz diye düsündüler elbette.
Ama rakip takim Fenerbahçe buna razi olurmuydu hiç? Bizim yedi kisi kalmis Galatasaray takimimiza, "Sahaya çikmazsaniz, hükmen yenik sayilirsiniz!" diyip, tutturukluklarina devam edince, Galatasaray ruh'u bunu kaldirirmi, yenileceksek, aslanlar gibi çikariz, saha'da yeniliriz diyip, yedi kisi çikip, oynamayi kabul ettiler. Bir önemli sorunlari daha vardi, kaleci yoktu! Lodos firtinasi yüzünden, kalecimiz de gelemeyenler arasindaydi! Ali Sami Yen kaleci olmayi kabul edince, biri kalede olmak üzere, yedi Galatasarayli Aslan, gururla saha'ya yayiliverdiler.
Ali, Bekir Bircan, Horace Armitage, Celal, Idris, Emin Bülent ve kalede Ali Sami Yen. Hey gidi ASLANLAR hey, yelelerini diklettirip, pençelerini çikarip, gerinip, rakiplerine baktilar. Onbir tane Kanarya, lodos'un da etkisi ile biraz ürperdi ama, içlerinden de kis kis güldüler, arenaya sadece yedi aslan çikabilmis, saha vicik vicik, alirlardi elbet bu maçi! Aman Allahim oda neydi? Saha'da kükreyen aslanlar sanki yüzlerce oluvermisti... Ali Sami Yen'in durdugu kale, rakipleri tarafindan ziyaret bile edilemedi, 90 dakika boyunca top bir adet kere eline bile gelmedi... Aslanlar hem atak yaptilar, hemde kalelerine kimseyi aklastirmadilar. Ne lodos, ne vicik vicik bir saha, nede onbir kisilik rakip takim onlarla bas edemedi.
Galatasaray, Fenerbahçeyi 30 Aralık 1911 günü, yedi kisi ile, 7 - 0
yendi.

Aslan Galatasaray'i lodos afeti bile durduramamis, büyük ruh'u ile, yedi kisi ile oynadigi maç'tan alninin akiyla çikmisti. Yani Infaz gerçeklesmisti.
Evlerinde yilbasi gecesi için kestane çizen aileler ise, haberi alinca çok sasirip, Fenerbahçe kestaneden beter çizilmis diyip, gülüsmüslerdi diye büyüklerimden hep duyarim!!!! O gece lodos tüm gücü ile devam etmis, bizim Aslanlar ise vapurlar iptal oldugundan, geceyi rakiplerimizin evlerinde geçirmek zorunda kalmislardi.
Bence, bizimkiler bir güzel uyumustur da, karsi tarafi tam bilemiyorum! Nede olsa tatli tatli uyurlarken bir iki kükreme sesi çinlatmislardir o evlerde Aslanlarimiz, rakiplerimizin tetikteki uykularini bölen!
Iste Galatasaray ruh'u, inanci ve gerçeklerinden bir tanesi daha.
Bir rivayete göre, ne zaman lodos firtinasi çiksa, rüzgar'in içerisinden bir kükreme sesi yayilirmis Kadiköy semalarina, içleri ürperten, dolana dolana Fenerbahçe Stat'ina yayilan... Ali Sami Yen'in, Ali'nin, Bekir Bircan'in, Horace Armitage'in, Celal'in, Idris'in, Emin Bülent'in sesleri, hani artik bizlere bulutlarin arkasindaki o güzel yerden bakanlarin kükremeleri bunlar.
Selam sizlere kahramanlar, selam.


 

YIL 1911,YER FENERBAHÇE
Galatasaray-Fenerbahçe rekabetinin en unutulmaz olaylarından birisi 1910-1911 sezonunda yaşanmıştır. 12 Şubat günü Kadıköy'deki Union Club sahasında yapılacak maça, aşırı lodos nedeniyle bazı Galatasaray'lı futbolcular karşıya geçemez. 11 kişilik takımı tamamlayamayan Galatasaray, Fenerbahçe sahasındaki maça ancak 7 kişi çıkabildi. İnanılmaz bir inançla mücadele veren 7 kişi Fenerbahçe'yi kendi sahasında 7-0 yendi. Sarı Lacivertli takım da bu maçta kalecisi Ali Said'in sakatlanıp çıkması sonucu 10 kişi ve kalecisiz oynamak zorunda kalmış ve gol yiyenin kaleyi bir diger arkadaşına devretmesi şeklinde öteki futbolcularda bir bir kaleye geçmiştir. Bu inanılmaz zaferi kazanarak ezeli rekabetin en parlak sonuçlarından birini elde eden Galatasaray takımının o maçı hangi kadrosuyla oynadığını saptamak ne yazık ki mümkün olmamıştır. Bu konuda, kaynaklar arasındaki çelişkiler içinden çıkılabilecek gibi değildir.
Yanlışı göze alarak verebileceğimiz kadro şöyledir: Ali Sami - Ali, Bekir Bircan, Horace Armitage, Celal İbrahim, İdris, Emin Bülent.
(Cem Atabeyoğlu, bu maçta kalede Ahmet Robenson'un oynadığını belirtiyor. Ayrıca, onun verdiği kadroda Horace Armitage ve Bekir Bircan yok. Emin Bülent de iki ayrı kişi olarak verilmiş... Ancak, bütün bu isimlerin anılmış olması nedeniyle yine de belli bir sonuca varmış oluyoruz.)

Eşfak Aykaç ve Gustav Sebes'in 28 yıl önceki anıları...
1956 yılının 19 Şubat günü Türk futbolunun en büyük mucizesi gerçekleşti...
Türkiye-Macaristan'ın İnönü Stadı'nda 3-1 yendi... Hürriyet, bu tarihi olayın "iki önemli adamı" Türk Milli Takım Tek Seçicisi Eşfak Aykaç ile Macar mucizesini yaratan ünlü futbol adamı Gustav Sebes'in anılarına el koydu.
Eşref Aykaç, yarattığı mucizeden sonra soyunma odasının şaşkınlığını şöyle anlatıyor:
"Bir ara kendimi bayılacakmış gibi hissettim. Macar soyunma odasına girdiğimde başta kaptan Puskaş, milletvekili Bozsik ve Hidegkuti olmak üzere bütün takım ayağa kalktı... Çoğu ağlıyordu... Şaşırdım gözlerim doldu... " Eşfak Aykaç, o tarihi anı bugüne kadar hiç neşredilmemiş yönlerini Türkiye-Macaristan maçı öncesi Hürriyet'e yazdı...
SEBES, 28 yıl önceki Puşkaş, Kocsis, Hidegkuti, milletvekili Bozsik gibi dev isimlerle yarattığı Macar harika takımını anlatan hatıratında şunları yazıyor:

  • "Macar harika takımını mayınlayanlar ne Almanlardır, ne de İngilizler. Bizi Türkler dize getirdi..."
  • "Macar Milli Takımı'nda, Türklerden iki kişinin oynayacağı kanısındayım: İsfendiyar ve Lefter..."
  • "Türkler bize oynadıkları futbolu dünya kupasında tekrarlasalardı ne olurdu sorusunu zaman zaman sordum. Herhalde ilk dört içinde yer alırlardı..."

    Yurt dışına çıkan ilk takım GALATASARAY
    Türk futbolu yurt dışına ilk kez 1911 yılı Eylül ayında çıktı. Ve bir Türk takımı, Avrupa sahalarında ilk maçını 11 Eylül 1911 günü, Macaristan'ın Kolojvar kentinde, bu kentin adını taşıyan Kolojvar takımıyla yaptı. Bu Türk takımı Galatasaray idi.
    Ahmet Robenson- Neşet İsmet-Cevat, Hasan, Bekir Bircan-Dalaklı Hüseyin, İdiris, Celal (Şehit) Galip Kulaksızoğlu, Emin Bülent Serdaroğlu'ndan kurulu Galatasaray, Türk futbolunun yurt dışındaki bu ilk maçında Macar Kolojvar'a 5-1 yenildi.
    Yine aynı kentte, aynı takımla 13 Eylül 1911 günü oynayan rövanş maçını 4-1 kaybeden Galatasaray, 15 Eylül 1911 günü Budapeşte'de ünlü F.T.C. (Ferençvaroş) takımıyla karşılaştı, bu maçı da 7-1 kaybetti.
    Bu ilk yurt dışı seyahatin son durağı olan Bükreş'te 20 Eylül 1911 günü Bükreş Karması ile oynayan Galatasaray, bu maçı 11-1 gibi çok açık bir farkla kazanarak yurt dışında ilk galibiyeti elde eden Türk takımı olmak onurunu da kazandı.
  • Image and video hosting by TinyPic
  • SEN eger...
    Bir Su olsan...OKYANUS ...
    Bir Tepe olsan.... EVEREST...
    Bir sehir olsan...ISTANBUL olurdun... Esi benzeri bulunmayan...
    Bir Diken olsan...GÜL...
    Bir Çiçek olsan...ORKIDE...
    Bir Agaç olsan ...ÇINAR olurdun....Asirlik Köklere dayanan..
    SEN eger...
    Bir Mevsim olsan ..ILKBAHAR..
    Bir içki olsan ...SARAP...
    Bir Baglilik olsan...TUTKU olurdun....Tarifi mümkün olmayan..
    Bir Kum olsan...ÇÖL...
    Bir Tas olsan ...ELMAS...
    Bir kumas olsan...IPEK olurdun..En incesinden dokunan...
    SEN eger...
    Bir Savasçi olsan..SAMURAY...
    Bir Camia olsan..IMPARATORLUK..
    Bir Zaman olsan...SONSUZLUK olurdun...Tarihlere sigmayan...
    Bir Kitap olsan....GERÇEK...
    Bir Yazi olsan ..DESTAN..
    Bir madalyon olsan ..?EREF olurdun...Gö?sümüze tak?lan...
    SEN eger...
    Bir Ses olsan...TRiBÜN..
    Bir Öfke olsan ...VOLKAN...
    Bir Yildiz olsan ...GÜNES olurdun...içimizi isitan...
    Bir Zehir olsan...sifa..
    Bir Yapi olsan...MABET
    Bir Kus olsan ..ZÜMRÜT Ü ANKA olurdun ..Kendi küllerinden dogan..
    SEN eger...
    Bir Karakter olsan ...ASiL...
    Bir Organ olsan..YÜREK ..
    Bir Sembol olsan ...ASLAN olurdun...Kralligi daim kalan...
    Bir Kelime olsan ...ASK..
    iki kelime olsan ... SENI SEVIYORUM ...
    Bir Sevgi olsan..ANNE olurdun....Her seyi karsiliksiz yapan...
    Bunlarin hepsi biraraya gelince ...
    Adin...GALATASARAY oldu...
    Ugruna ölünse bile ,
    ASLA.... Yalniz yürümeyecek olan...
    Dakika Saniyedir Sayfamdasın.
     

     

                              Image and video hosting by TinyPic

  •  

    metin parıldar

    Location
    Photo 1 of 16

    metin's space